10 May 2009

Ergenekon çözülmeden PKK çözülmez


Ne zaman ki bu memleket Erkenekon zihniyetinden arınır, o zaman PKK terörü de Kürt sorunu da biter.

O zaman İstanbul’da da, Van’ın sanat sokağında da aynı şarkıyı dinleniriz…“İklim değişir Akdeniz olur, Hadi gülümse”.

Kürt meselesini hala Türkiye 'nin çözülmezleri arasında tutan, bizzat "Ergenekon zihniyeti" değil midir?

70 li yılların sonuna doğru ortaya çıkan ve 1984’teki Eruh saldırısıyla resmen başlayan PKK terörü, ordu için yeni bir savaş tarzını gündeme soktu. Terörle mücadele istihbarat gerektiriyordu, kırsal kesimdeki bu savaş, nizami harp koşullarına pek benzemiyordu.

İşte o “vatan kurtaran aslanlar” da bir bir bu dönemde türemeye başladılar. JİTEM bu dönemin eseri bir garabet yapılanmadır. Kimlerle iş birliği yapmadılar ki? PKK itirafçıları, Hizbullah, PKK’nın para kaynakları ve tabi ki “güç olabilme” hırsının vicdansız zihniyeti etrafına üşüşmüş ne idüğü belirsiz ünvanlı, ünvansız bir kesim…Adına Ergenekon denilen bir mega mefya ve milyonlarca dolarlık bir rant.

Ergenekon Davası, Fırat’ın ötesine geçemedikten sonra, ölüm kuyularından çıkan kemiklerden Musa Anterler’e kadar, Şemdinli provokasyonundan PKK ile MİT arasındaki ilişkiyi ortaya çıkaran aydın-yazarların öldürülmesine kadar ki kaos yaratma tarihçesi ve fiillerinin üzerine gidilmedikten sonra, “toplumsal barış” için önerilecek tüm reçeteler “sözde” kalmaya mahkumdur.

Ergenekon ve PKK’nın stratejik ve derin işbirliği sayesinde terör sorunu 30 yıldır can almaya, terörle mücadele için heba olan milyonlarca dolar yüzünden de bu halkın beli bükülmeye devam ediyor.

Ne zaman bir barış umudu doğsa, arkasından ya Aktütün ya Güngören geliyor! Savaşın devamından yana olan kaos yaratma sistemi, var gücü ile çalışıyor.

Terör ortamının sürmesi demek, Güneydoğu'daki faili meçhullerin, uyuşturucu trafiğinden gelen payın sürmesi, hukuksuzluğun devamı demek... Bölünme korkusunun körüklenmesi ve bu korku ile milliyetçilik damarlarının kabartılması demek…hem Türk hem de Kürt milliyetçiliğinin.

Ve nihayetinde her seferinde barışa “elveda” , kardeş kanı dökmeye “devam” demek…hatta linç kültürünün yerleştirilmesi demek!

Onlar için, o derin stratejik işbirliğini yöneten ve yürütenler için “kardeş kavgası” her an gündemde ve sıcak tutulmalı ki bu halk onların gücüne tapsın… Onların derin hedeflerine ulaşabilmesinin tek yolu PKK'yı yaşatmaktır.

Kürt sorununu salt terör sorununa indirgemeden, terör sorununu da Kürt sorununun bir sonucu olarak görmeden önce, “çözümsüzlüğün” asıl nedenini doğru tarifleyebilmeli ki bu da baya cesur refleksler gerektiriyor.

Ergenekon gibi yapılar olmasın ki, Kürt sorunu tartışılabilsin ve demokratik çözümün yolu açılsın.

Kürtlerin demokrasiyle çözülemeyecek bir sorunları yok. Kürt meselesi en başta siyasi bir meseledir, demokrasi meselesidir. Ama sadece bir güvenlik ve ekonomi sorunu olarak gördüğümüz müddetçe ne Kürt sorunu ne de PKK biter!

Ancak Türkiye önce Ergenekon zihniyetinden arındırılmalı, önce kendi demokrasi sorununu çözmeli ki Kürt sorununu da çözebilsin.

Tek ihtiyacımız cesur, iyi niyetli, özde adımlardır…

İşte o zaman İstanbul’da da, Van’ın sanat sokağında da aynı şarkıyı dinleniriz…“İklim değişir Akdeniz olur, Hadi gülümse”.

Hiç yorum yok: