3 Nis 2009

Ne kadar ekonomi o kadar iktidar



Bir el halkın ekmeğine uzandı mı sonu pek hayırlı olmaz, bu ülkede halk “kimler geldi kimler geçti” şarkısını söylemeyi çok iyi becerir.

Seçimden çıktık, demokrasi çalıştı ve seçtik. Bu halk bu işi biliyor, mesajlar tam isabet!

2001 ekonomik krizinden sonra yapılan 2002’deki seçimde vatandaş iktidarın üç ortağı DSP, MHP ve ANAP’ı sandığa gömdü, çünkü ekonomi yüzde 10’a varan oranda daralmıştı. AKP nin yıldızı parladı, 2004 yerel ve 2007 genel seçimlerinde, o yıllar arasındaki ekonomik büyümeye paralel olarak AKP tek parti koltuğuna oturdu.

2008 de işler bozuldu, küresel ekonomik krizi hafife almak AKP iktidarına yaramadı. Halbuki bilmeliydi ki bu ülkede “ne kadar ekonomik büyüme o kadar iktidar” kuralı geçerlidir.

2009 yerel seçim sonuçlarında halkın siyasi tepkisi elbette rol oynamıştır ve bu yöndeki mesajlar tam hedefi bulmuştur ancak halkın ekonomik tepkisi de en az siyasi tepkisi kadar önemli ve etkili olmuştur.

2008’in son çeyreğinde ekonomi yüzde 6.2 daralmış, 2009’un ilk çeyreğinde de yüzde 10’luk bir küçülme bekleniyor. Resesyon toplumun her kesimini etkisi altına aldı. Üretimdeki düşüş, artan işsizlik, reel sektörde yaşanan şirket iflasları, küçük esnafın siftahsız günleri, yoksulluk, iktidar partisi AKP nin 1 milyon oyunu sandığa gömdü.

AKP iktidarı, ekonomik krize karşı devekuşu misali kafayı kuma gömmenin, yanlış geometrik hesap yapmanın bedelini ödedi. Acil ve etkin tedbirler alınmazsa, göstermelik ekonomik kriz paketlerine devam edilirse daha da bedel ödeyeceği aşikardır.

Kriz çoktan bizim krizimiz olmuştur ve bu kriz ortamında Başbakanımızın yaptığı “beceriksizlik” yakıştırması, krizin mağdurları için değil krizi yönetemeyen iktidar için daha uygun bir yakıştırmadır.

İktidarın ekonomik kriz yönetimi konusundaki zaafiyeti, ekonomi kurmaylarının yetersizliği veya Başbakan’ın onları konuşturmamasının bedelini vatandaş, şirket, küçük esnaf, işçi, emekli ödemektedir. Bu bedeli ödeyen vatandaş, oyları ile de bu bedeli geri alır, almaktadır.

Şimdi ilk olarak odaklanılması gereken en büyük sorun “işsizlik” tir. Bu konudaki gecikmeler gelecekte çok daha büyük sosyal tahribatlara sebep olacaktır. Zira bu ülkede işsizlik “yapısal” bir sorundur ve ekonomi büyüse de küçülse de her dönem ülke ekonomisinin belini bükmüştür. Katma değer ve özel tüketim vergilerinde indirim yapılmasının yanısıra, ücretler üzerindeki vergi yükü de azaltılmalı, işten çıkarmayı en son çare gören şirketler teşvik edilmelidir. Bütçe açığı artırılarak kamu veya özel sektör yatırımları desteklenmelidir ki işsizlere istihdam sağlansın.

IMF ile anlaşma yapılacaksa bir an evvel adının konulması, reel sektöre yönelik çözüm paketlerinin hızlandırılması, sanayide kapasite kullanımını artıracak çözümler bulunması ve en önemlisi toplumsal refahın sağlanması için gelir dağılımındaki uçurumun önlenmesine yönelik ciddi ve radikal adımların acilen atılması gerekmektedir.

Tabi ki tüm bu radikal kararları hayata geçirecek, gerçekten “ekonomi kurmayı” niteliğini taşıyan insanların ekonomiyi yönetmesi sağlanmalıdır. Merkez Bankası Başkanı hariç ekonomiden sorumlu mevcut Bakanların değiştirilmesi şarttır. Bu kadro ile ekonomik krizin içinden çıkmak mümkün değildir.

Seçim bitti, sıra ekonomiye geldi…

Unutulmamalıdır ki “Ne kadar ekonomi o kadar iktidar!” …

Yoksa; “kimler geldi kimler geçti” şarkısına hazır olun!

1 yorum:

uğur erhan dedi ki...

Bir nevi ne kadar ekmek o kadar köfte diyorsun yani.:))