12 Eki 2008

Masumiyet suçu işliyoruz


Masumiyet; en çok konuşulan kavramlardan birisi. Orhan Pamuk’un kitabına isim bile oldu… "Masumiyet Müzesi".

Masumiyet ve müze deyince, yurdum insanlarının bir “masumiyet müzesi” olabilecek kadar "masumiyet halleri" düşüncelerime takılıyor.

Hani hep deriz ya; “ toplumumuzda bunca yaşananlara rağmen, bunca karmaşa, kaos, yalan, talana rağmen, bunca nifak, kavga, gürültüye rağmen, nasıl oluyor da hala bu memleketin çivisi çıkmıyor?"

Çıkmıyor çünkü; umursamaz, duyarsız, bananeci bir masumiyet içerisindeyiz...şaşkınlıkla saflık arasında gidip geliyoruz. Her durumu sorgulamadan kabullenmek veya elimizde çekirdekler sadece izlemek gibi bir masumiyetimiz var.

Yıllardır, Atatürk’ün “benim milletim zekidir” yüreklendirmesi ile Aziz Nesin’in “bu halkın yüzde altmışı aptaldır” söyleminin hangisine dahil olduğumuzu kestiremedik, hiçbir şeyden anlamıyor görüntüsü verdik, karmaşık konularla işimiz yokmuş gibi davrandık...yani ideal vatandaş ! olduk.

Masumiyet elbisemizi giydik, hiç de çıkarmaya niyetimiz yok. İşimize böylesi geliyor.

Dünya insanı olalım derken, ülkenin Başbakan’ı tarafından azarı yiyip yerine oturan, şamar oğlanına dönen ama yine de boynunu büken bir masumiyet…

Ekonomik kriz geliyor dersin, biz alışkınız bize bir şey olmaz diyen umursamaz bir masumiyet…

Ergenekon iddianamesi çıkar 2500 sayfa… amaannn kim okuyacak şimdi bunca sayfayı diyen bir masumiyet…

Aydınlatmaya çalışanları, “adam sende bunlar entel takımı zaten, kelin ilacı olsa başına sürerdi” diyen, hafif küfürümsü “entel” lakabını şappadanak oturtuveren bir masumiyet…

Komşusundan çok devletine inanan, ne olduğunu dahi anlamadığı anlamsız bir savaşa oğlunu şehit verse de “Allah devletimize zeval vermesin” diyebilen bir masumiyet…

Sosyal devlet kandırmacası ile sadaka verenlere boynu kıldan bile incelerek, seçimlerde oyu ile teşekkür eden bir masumiyet…

Darbelene, debelene kırılmadık iki kemiği kalsa bile, ülkede idamları, yolsuzlukları, işkenceleri bilse bile, bir lokma ekmeği ağzından alınsa bile yine de yönetenlerine önünü ilikleyen bir masumiyet…

Masumlar yaşanan her şeyi kucaklarlar, tıpkı yarım akıllı çocuklar gibi.

Bu memlekette iktidarların da halkına yakıştırdığı, görmek istediği işte bu yarım akıllı masum çocukluktur.

Anlamayacağı konulara karışmayan, bütün hayatını ve haklarını devletinin şefkatli ellerine teslim etmiş, geniş, ataerkil bir aile ve masum bireyleri…

Durmadan korkutulan, azarlanan, eğitilmeyerek, büyütülmeyerek, bilgilendirilmeyerek engellenen “masumiyet müzesi” gibi bir toplum.

Fransız düşünür yazar Albert Camus der ki ; "Tarih, masumlar tarafından işlenmiş kesintisiz bir suçtur”.

İlk kurtulmamız gereken suçumuz; “masumiyet”… Daha da müzelik olmadan.

Hiç yorum yok: